

Son dönemde ne zaman bir danışmanlıkta ya da eğitimde “iş-yaşam dengesi” veya “esnek çalışma” konusunu açsam, yöneticilerin yüzündeki o kaygılı ifadeyi görüyorum: “Hocam, serbest bırakırsak yatarlar, verim düşer!”
Peki gerçekten öyle mi? Yoksa biz sadece eski alışkanlıklarımıza mı tutunuyoruz?
Geçtiğimiz günlerde Dubai Hükümeti İnan Kaynakları Departmanı çok taze bir araştırma yayınladı. Yaz döneminde 49 kamu kurumunda, 24 binden fazla çalışanla dev bir “haftada 4 gün çalışma” deneyi yaptılar.
İki Farklı Esnek Model Denendi.
Sonuçlar tam olarak şöyle:
Yani ne olmuş? İnsanlara nefes alacak alan verdiğinizde iş aksamamış, aksine motivasyon tavan yapmış.
Ben yıllardır İK ve yönetim tarafında şuna şahit oluyorum: Mesele masada kaç saat oturduğun değil, o masadayken zihninin ne kadar orada olduğu. Haftanın 5 günü bitkin, tükenmiş, “Cuma gelse de kurtulsak” kafasıyla yapılan 40 saatlik çalışma mı; yoksa odağı yüksek, dinlenmiş, motivasyonu tam 32 saatlik çalışma mı?
Yöneticilerin ve işverenlerin en büyük korkusu “kontrolü kaybetmek”. Ancak esneklik bir lüks ya da taviz değildir. İnsana değer verdiğinizi göstermenin en iyi yoludur. İnsanlar da kendilerine değer verildiğini hissettikleri yere bağlılık gösterirler.
Biz Türkiye’de henüz 5 güne bile tam alışamamışken “4 gün çalışma” fikri birçoğumuza uzak gelebilir, farkındayım. Ama dünya buraya gidiyor. Yüz yüze veya hibrit, çalışma modellerimizi revize etmezsek; nitelikli yetenekleri elde tutmak her geçen gün daha da zorlaşacak.
Peki siz ne düşünüyorsunuz?
Kendi ekibinizde ya da şirketinizde haftada 4 gün çalışma modeline geçilse, sizce verimlilik nasıl etkilenirdi? Gerçekçi olalım; Türkiye şartlarında böyle bir kültürün oturması için daha kaç fırın ekmek yememiz lazım?